ORGAN NAKLİ / BÖLÜM II. BEYİNSEL ÖLÜM KAVRAMI SAÇMALIKTIR.

İnsan onuruyla, insan değeriyle, dalga geçercesine oluşturulmuş olan „beyinsel ölüm“ kavramı, her türlü etik anlayıştan uzak, insan haklarına ve hukukuna aykırı, ölüm döşeğinde olana ne verebiliriz yerine, ondan; „gitmeden önce ne alabiliriz“ düşüncesinin oluşturduğu bir kavramdır. Negatif taraflarını tartışmaya açmadan, medya da yapılan tanıtım reklamlarıyla ve duygu sömürüsüyle insanlığa yaşam devam ettirilebilir gibi sunulan bu tıbbı „hizmet“ yeniden masaya yatırılmalıdır. Günlük yaşamda akraba ve dostlarına ikili organlarının birini bağışlamanın dışında „beyinsel ölüm“ yoluyla yapılan organ bağışı ve alımı yasaklanmalıdır.

1968 yılında beyinsel ölümü kanıtlayan Harvard kriterleri günümüze kadar geçerliliğini korumuştur. Hatta beyinsel ölüm tesbiti için yapılan kanunların başlıca kriterleridirler.

Tıpta yapılan sürekli araştırmalarla daha bir çok kriterlerin oluşmasına rağmen; Harvard kriterleri beyinsel ölümün ana kriterleridir diyebiliriz. Sadece 1978 yılına kadar 30 dan fazla „beyinsel ölümün“ tesbiti için çeşitli kriterlere yer verildiği bilinmektedir.

Bunlardan sadece bir tanesini ele alırsak… „beyinsel ölümün“ tesbitindeki mantıksızlığın ne kadar saçma olduğunu görebiliriz.

APNOE-TEST (*1)

Apnoe-Test olarak bilinen ve „beyinsel ölümün“ tesbit edilmesinde gerekli olarak yapılması ön görülen bu test, hastaya yardımdan daha çok zarar vermektedir; ve belki de “beyinsel ölümün” meydana gelmesine sebep veren bir solunum testi  uygulamasıdır.

Sao Paola Üniversitesi doktorlarından, Nörolog Dr. Cicero Coimbra konu ile ilgili bir sempozyumda, Apnoe-Test hakkında şunları söylemektedir.

Hastaya verilmekte olan yapay solunum, 1-10 dakikaya kadar kesilerek, hastanın kendi solunum imkanlarıyla kendisini yaşamda tutabilmesini ölçmek için uygulanan bu test, acımasızca ve sorumsuzca uygulanan bir test metodu dur;… diyor Nörolog Dr. Cicero Coimbra ve devam ediyor…

Bu uygulamada şüphesizce görülen şudur ki: Beyin için zorunlu olan oksijen kesilerek, beynin iyileşmesini engellemektedir; hatta ölümüne sebep olan bir faktör olarak görülebilinir. Dr. Cicero devamla…

Bir çok beyin komasına giren hastalar; hatta derin komaya girenler dahi yeniden yaşama dönebilirler. Sinir dokularının görev dışı olmaları “dönüşü olmayan” (irreversibel) anlamına gelmememelidir. Kan dolaşımındaki yetersizliğin faktörlerinden birisi olarak görülmelidir. 44 yıl önce beyinsel ölümün kriterleri konulduğu zaman bu bilgiler mevcut olmadığına dikkat çeken Dr. Cicero Coimbra: Günümüzde, beyinsel ölümü ve beyin sapı ölümünün tesbit edilmesinde hala geçerliliğini koruyan ve önemli test olarak görülen Apnoe-Test, yardıma ihtiyacı olan hastayı dönüşü olmayan (irreversibel) bir beyin komasına sokma olasalığı mevcuttur; hatta kalp durmasının sebebi olabilir.

Çünkü:

Apnoe-Tests uygulamasında hastanın Karbondioxid atabilmesi engellenmektedir. Atılamayan kandaki Karbondioxid ise kalp için zehirden başka bir şey değildir ve kalbin durmasına da sebep olabilir. Bu testin sonucu olarak düşen kan basıncı beyine yeterli kan veremediği için beyin fonksiyonu dönüşümü olmayan komaya  (irreversibel) girer ve beyinsel ölüm gerçekleşmiş olur.

Sonuç olarak yapılan bu test neticesinde tüm önemli yaşam organları hasara  uğrayarak, yaşam için önemli olan fonksiyonlarını kaybederler.

Dr. Coimbra konuşmasını bitermeden şunları ekliyor: Apnoe-Test, etik olmayan, insan hak ve onuruyla bağlaşmayan, tıbbı yardım müdahalesinde uygulanması yasaklanması gerekli bir test metodu olarak kabul edilmelidir. Dr. Coimbra devamla… Eğer hasta yakınları bu acımasızca ve riziko dolu olan uygulama hakkında yeterli bilgi sahibi olsalar, kesinlikle organ alımına izin vermezler.

İnsan bu açıklamaları okuduğunda aklına farklı düşünceler gelmektedir. Kalp krizi ile acile kaldırılan bir hastaya, yoğun bakımda her türlü tıbbı yardım verilirken, kalbin gücünü ölçmek için kalbi zorlayacak hiç bir test yapılmazken, neden beyin hastalarında böyle bir test uygulanmaktadır. Beyinsel ölümü gerçekleştirip yaşayan organlara erişmek için mi(?) ….oluşturulmuştur Harvard ve daha onlarca “beyinsel ölüm” kriterleri?…ve kimler için?

Aynı sempozyumda bulunan Japonyalı Kardiolog Dr. Yoshio Watanabe, yapılan bu açıklamaları onaylayarak şunları ekliyor.

Dr. Yoshio Watanabe devamla: Eğer bu hastalarda Apnoe-Test yöntemi uygulanmasa, bedendeki ısı düşürülerek tedavi yoluna gidilmesiyle yardım edilse…hastaların %60 a kadar varan kurtulma şansları vardır…; yeniden yaşama dönmeleri için.

Sempozyumda bulunan bir başka sempozyum üyelerinden olan Dr. David Hill Cambridge/İngiltere’de görevli Anestezist, konuyla ilgili olarak:

En azından şunu kabul etmeliyiz ki; Beyinsel ölüm anında, beynin bir çok fonksiyonları işler durumda olabilirler. Hastanın beyinsel ölmüş olması ile gerçek ölmesi arasındaki zaman organ alımı için öemli bir zamandır. Bu zamanın kullanılması için hastayı beyinsel ölmüştür diye vasıflandırmak için uygulanan bu metod, kesinlikle hastaya yardım etmemektedir. Sadece ve sadece… organ alıcıya hizmet etmektedir.

Apnoe-test uygulaması, Hippokrat yemini ile bağlaşmayan bir kriterdir…diyor Anestezist  Dr. David Hill.

Ülkemize baktığımızda:

Beyin ölümü hakkında Türk Tabipleri Birliği tarafından yapılan bir açıklamada şunlara yer verilmektedir.

”Beyin ölümünün geri dönüşsüz” olduğu vurgulanan açıklamada,   ”Beyin ölümü, ölümdür. ‘Geri dönme’ olasılığı olsaydı, ölümden söz edemezdik. Nitekim, geri dönme olasılığı bulunan başka durumlarda beyin ölümünden değil, örneğin bitkisel yaşam durumundan söz edilmektedir” denildi.

”Toplumda tıbba olan güven azalacak, tıbbın ‘ölüm’ dediği olgularda dahi, ölmeme, bir geri dönme olasılığının var olduğu zannı oluşacaktır. Beyin ölümü kavramının en önemli uygulama alanlarından biri olan organ bağışlarını azaltabilecektir. Diyor TTB!

…himmm! …insanın beyni üşüyor bunları okuduğunda. İnsan kendisinden şüphe ediyor; insanmıyım, yoksa Allah’ın hekimler için yarattığı yedek parçamıyım(?) …ve diyesi geliyor içinden: Şu benim bedenimden, özellikle hala yaşayan kalbimden elini çekermisin lütfen! Sen yaptığın yemini unuttunmu? …doktor bey!

Ve arkasından sormak lazim.

Tıb dünyası „beyinsel ölümü“ nihai ölüm olarak değil, ölüm yolunda olarak tanımlarken; TTB bunu nasıl nihai ölüm(”Beyin ölümü, ölümdür.) olarak tanımlıyor?

Türk Tabipleri Birliği böyle bir açıklama yaparken, neden „Beyin ölümü“ tabirini kullanıyor? Neden kişi ölmüştür denilmiyor, denilemiyor? Çünkü Türk Tabipleri Birliği biliyor ki, „Beyin ölümü“ ölüm değil, ölüm yolunda olmaktır. Kişinin kalbi, böbrekleri gibi diğer organları da hala çalışmaktadır ve vucuda yapılan cerrahi taarruzun verdiği acıyı hissedebilmektedir; ve geriye dönme olasalığı çok az da olsa mevcuttur.

İnsanlığın, özellikle hekimlerimizin asıl görevi ise; „beyin ölümü“ kavramının arkasında saklanarak(?)…, yaşayan kalbi kesmek değil; ölüm yolunda olanlara refakat ederek huzurlu ölmelerini kolaylaştırmaktır. …hatta bir umut ışığı var sa, onu söndürmemektir.

Saygı değer hekimlerimizden ve Türk Tabipleri Birliğinden bir açıklama da, „Apnoe-Test“ hakkında beklemek hakkımızdır diye düşünüyorum!

Bu yazı serisi devam edecektir. Haftaya üçüncü bölümünde buluşmak üzere…

Kalın sağlıcakla

Mehmet Nuri Sungur

(*1)Apnoe-Test = Solunum testi yapılırken yapay solunum cihazlarının durdurularak 1 ile 10 dakika olan zaman dilimiyle kesilerek uygulanan bir tıbbı test metodudur… maalesef!

Çocuk „tacını“ kaybederse (?)


Mehmet SUNGUR 

İnsanlığın var olduğundan beri var olan , ve sonsuzluğa kadar var olacak bir sorudur kıskançlık.

Hele Çocuk doğacak olan kardeşine doğmadan önce hazırlanmamış ise , o zaman durum dahada farklı bir ortam oluşturur.

Şimdi ne yapabiliriz, nasıl davranabiliriz’ki Çocuğumuzun sağlık durumu bozulmadan , Ailenin yeni üyesini kabul edebilmeli.

Uzmanlar bu konuda farklı fikirler ortaya atmaktadırlar. Tabii hepsinin bir ortak tarafı mevcuttur ; fakat sonuç olarak birleştıkleri nokta „fikirlerinin farklı olduğudur“ hepside fikirlerinde haklı olsalar dahi (?)

Çocuk herşeyden önce :

Anne ve babasını kaybetmediğini , onlar onundur, oda onların en çok sevdikleridir güvencesini kaybetmemesi en önemli olan faktördür.

Herşeyden önce ona „tacını“ kaybetmediğini, o hala evin Prensesi/ Prensi olduğu inancını vermeliyiz.

Daha önemli olan bir başka faktör ise ; Çocuğumuza yeni doğan bebeğimizin bakımında görevler vererek onu „benim“ kardeşimdir, o benimdir, ben onun büyük kardeşiyim, ben onu koruyabilirim duyguları verebilmek çok önemlidir. Onu bebeğimizin bütün bakımına ortak yapmaya çalışmalıyız.

Eğer Çocuk 10 oyuncağının birini dahi vermek istemiyorsa, veya geri almakta israr ediyorsa ? ruhundaki korkuyu anlatmak istiyor demektir…. daha fazla kaybetmek istemediğini anlatıyor demektir.

Bazen hırçınlanarak fiziksel güç kullanıyorsa , „kimseleri dövmek için değil“ sitem sinyalleri vermek istiyordur… beni neden anlamıyorsunuz… hani bendim Senin herşeyin ? şimdi ne oldu birden böyle…. söylesene !! …hani bendim Senin ilk göz ağrın !! sorularını dile getirmek istiyordur.

Kendisine yapılan „haksızlığı“ kabul edemediğini ve karşılığında Anne ve Baba’yı bilinçli olarak değil ; bilinçaltındaki duygularıyla cezalandırmak istiyordur.

Ziyarete gelen dostlarımızda bize yardımcı olabilirler. Yeni doğan bebekle daha az ilgilenmeye özen göstererek, daha çok Çocuğumuzun ilgi odağı olduğunu ifade etmekle, bebeğimize getirdikleri hediyeleri öyle „şov“ yaparca teşhir etmemeleri önemlidir. Hatta Çocuğumuza bir hediye getirmeleri dahada etkili olur.

Ona, Çocuğumuza…. „Tacını“ kaybetmediğini, hiçbir zaman kaybetmiyeceğini anlatmak Anne ve Baba’nın ilk uygulaması olmalıdır. Dr. kapısını çalmak en son çare olmalıdır.

Çünkü Çocuk kendisinin kıskanç olduğunun farkında değildir. Ve bunun bir tedaviye gerekli olduğunun farkında değildir. Bütün davranışları bilinçaltında gerçekleşmektedir.

Çocuk belkide bir uzman Dr. tarafından sorgulanırsa bunu farklı algılayarak kendisine olan güvenini sarsabiliriz .

Anne ve Baba ; Çocuklarının en iyi Doktorudur

Dr. kapısını çalmak en son çare olmalıdır.

En sağlam bir insanı Doktora getirirsek…onu hasta yapabiliriz (?)

Herşey gönlünüzce olsun, kalın sağlıcakla

Mehmet Sungur            10.06.2010

Stent Nedir ? Balon Anjiyoplasti Nedir ?

Stent Nedir ?       Balon Anjiyoplasti Nedir ?



Kalbimdeki „ 3 yoldaş“ ….aşkı yaşayan bilir (!)

Mehmet SUNGUR

Anjiyoplasti işlemi kalp damarlarında görülen darlık ve tıkanıklıkların açılması ve dolayısı ile kalbin gereksinimi olan kan akımının rahat sağlanması amacıyla darlık bölgesinin mekanik olarak genişletilmesidir.

Koroner damarlarda (kalp damarları) kullanılan balonlar damarın çapı ve darlığın uzunluğuna göre değişik çap ve uzunluk larda olabilirler (örneğin çapı 1.5-4.0 mm arası ve uzunluğu da 8.0-40.0 mm arası olabilir).

Balon, inik haldeyken darlık bölgesine yerleştirilip içi röntgen ışınlarını geçirmeyen bir sıvı ile (kontrast madde) doldurulup belli bir basınca kadar (çoğunlukla 6-10 atmosfer) şişirilir ve darlık mekanik olarak açılır.

Balonun içinde röntgen ışınlarını geçirmeyen bir sıvı olduğu için balonun nerede olduğu ve darlığı ne kadar açtığı floroskopi (röntgen ışınları ile canlı ve hareketli görüntüler) ile anlaşılabilir. Daha sonra balonun içindeki sıvı geri çekilir (yani indirilir) ve geri alınır. Resimde kroroner balon dış ortamda şişirilmiş olarak görülüyor.

Balon ile koroner damarlardaki darlıklar genişletildikten sonra, aynı bölgede sık olarak tekrar daralma (recoil) gelişiyordu veya damar duvarının iç yüzünde küçük bir yırtıktan (disek siyon) dolayı damarın tam tıkanması ve buna bağlı problemler sıklıkla oluşuyordu.

Bunun üstesinden gelmek için damar duvarına mekanik olarak destek olan ağ şeklinde çelik kafesler (stent) geliştirildi. Günümüzde koroner stentler, çok sık olarak balon ile genişletme sonrasında veya direk olarak (darlığa balon uygulamak sızın doğrudan) yaygın olarak kullanılmak tadır.

Stentler balonun üzerinde sıkıştırılmış olarak darlık bölgesine ilerletilmekte, daha sonra balon şişirilerek (dolayısı ile stent de genişletilerek) stent damar duvarına yerleştirilmek tedir. Böylece stent, damarın erken daralmasını ve iç yüzünde olabilecek küçük yırtıkların problem oluşturmasını önlemek tedir. Resimde koroner stent dış ortamda genişletilmiş haliyle görülüyor.

Balon tedavisi işlemi de aynı koroner anjiyografi gibidir. Ancak balon yapılacak damarın özelliklerine bağlı olarak işlem biraz daha uzun sürebilir. Koroner damarlarda önemli darlık veya tıkanıklık görüldüğünde, eğer uygunsa, aynı seansta veya daha sonra balon anjiyoplasti yapılabilir.

Balon anjiyoplastide, damar içindeki dar olan bölgede, özel olarak yapılmış balon, kısa süreli olarak şişirilerek darlık genişletilir. Daha sonra balon indirilerek geri alınır. Balon, aynı damarda birden fazla darlığa veya birden fazla damardaki darlıklara aynı seansta veya farklı seanslarda yapılabilir.

Stentler

Balon ile darlık açılmasından sonra aynı yerde ani tıkanıklık veya zaman içinde tekrar darlık gelişebilmektedir. Bunun üstesinden gelmek için darlık bölgesinde mekanik destek sağlayıp ani tıkanmayı engelleyen, çoğunlukla paslanmaz çelikten yapılan stentler (kafes) geliştirilmiştir. Gerekli durumlarda balona ek olarak o bölgeye, yine balon yardımıyla stent konur.

İlaçlı (kaplı) Stentler

Stentler, yalnızca balon yapılmasından sonra sık görülen ani tıkanmayı oldukça azaltmıştır ama yine de yerleştirildikten sonra aynı yerde ilk 6 ay içinde tekrar müdahale gerektirebilen daralma görülebilir. Son yıllarda üzeri, polimer bir yapı içine emdirilmiş, daralmayı önleyici veya azaltıcı özel bir ilaç (sirolimus, paclitaxel vb) ile kaplı stentler çıkarılmıştır (ilaçlı veya kaplı stent). Bu ilaçlar bu bölgede hücre çoğalmasına engel olarak tekrar daralmayı önlemektedir. Bu stentlerle sonuçlar çok daha iyi olmakla birlikte kaplı olan stentler daha pahalıdır.

Balon ve Stent `te Riskler ?

Koroner balon anjiyoplasti ve stent işlemleri kalp damar hastalıklarının tedavisinde bir devrim olmuştur. Bu işlemler olmadan önce kalp damarlarında önemli darlık olan hastalar bypass operasyonuna veriliyor veya ameliyata uygun değilse ilaç tedavisi uygulanıyordu. İlaç tedavisi, var olan darlığı açmadığından dolayı da hastaların şikayeti büyük oranda devam ediyordu. Balon ve stent işlemleri bu gün kalp damar hastalıklarının tedavisinde bir dönüm noktası olmuş, cerrahiye verilen hastaları

büyük ölçüde azaltmış ve hastaları cerrahinin olumsuz etkilerinden uzaklaştırmıştır (Ancak bu söyleninlerden bypass cerrahisinin gerekli olmadığı sonucunu çıkarmamak gerekir.

Bu gün teknoloji ve deneyimlerimiz oldukça iyi bir noktada olmasına rağmen, kalp damarlarında önemli darlık bulunan her hastada, balon ve stent işlemi uygun olmamakta, uygun görülen hastalara bypass cerrahisini önermekteyiz.)

Balon ve stent işlemlerinin oldukça iyi yönlerine rağmen, madalyonun öteki yüzünde, bugün hala mücadele ettiğimiz 2 önemli istenmeyen tarafı vardır:

1. Ani (akut) tıkanma

2. Tekrar daralma (restenoz)

Ani tıkanma

İşlem sonrasında damarın, pıhtı veya plağın bir parçası ile tıkanması sonucu oluşur. Acil olarak tekrar balon veya stent yapılma veya bypass cerrahisi gerektiren ani tıkanma oranı %2 civarındadır. Ani tıkanma gelişen hastaların %3-4′ünde akut miyokard infarktüsü (kalp krizi) gelişir.

Tekrar daralma (restenoz)

Tekrar daralma, balon anjiyoplasti ve stent işlemlerinden sonra karşımıza çıkan en önemli problemlerden bir tanesidir.

Tekrar daralma bazı durumlarda çok yüksek sıklıkta oluyor. Nedir bu durumlar? Şimdi onlara göz atalım:

Diabetes mellitus (şeker hastalığı): şeker hastalarında balon ve stent

işlemlerinden sonra aynı bölgede tekrar daralma oldukça sık görülüyor.

Daha önceden yine stent içinde daralma olması: yani stent içinde bir kere

daralma olmuşsa, biz darlığı tekrar balon ve stent ile açsak bile tekrar

daralma oranı daha yüksek oluyor.

Damardaki darlık uzunluğunun 20 mm’den fazla olması durumlarinda.

Tekrar daralma ilk 3-6 ay arasında en sık olarak görülür. 6 ay geçtikten sonra aynıbölgede tekrar daralma olması nadirdir.

İlk 6 ay içinde stent bölgesinde tekrar daralma (restenoz) oranı, kaplı olmayan (ilaçsız) stentlerde %20-40, kaplı(ilaçlı) olanlarda ise %5-10 oranındadır.

Restenoz tedavisi

Peki stent içinde tekrar daralma (restenoz) geliştiği zaman ne yapıyoruz? Bu durumlarda birkaç tedavi yöntemi var;

Daralmış bölgeyi tekrar balon ile açmak (rePTCA): bu çoğunlukla başarıile uygulanan bir yöntem olmakla birlikte ne yazık ki kısa sürede tekrar daralma oranı yüksektir. Laser, aterektomi gibi, daralmış olan bölgeyi mekanik olarak ortadan kaldıran yöntemler (kesip çıkararak, toz haline getirerek vb) Radyasyon tedavisi (brakiterapi) Daralan bölge içine 2. bir normal stent yerleştirmek Daralan bölge içine ilaçlı stent yerleştirmek.

Genel olarak;

Genel olarak bahsedecek olursak; balon anjiyoplasti ve stent uygulanan tüm hastaların, binde dördünde (4/1000) acil bypass ameliyat gereksinimi ortaya çıkar.

Ölüm oranı ise %1′dir (Koroner bypass ameliyatlarında ise ölüm oranı %1-3 arasındadır).

Ayrıca invaziv (kanlı) bir işlem olduğundan koroner anjiyografidekine benzer olarak, damara giriş yerinden ve işlemden kaynaklanan istenmeyen etkiler de (kasık bölgesine kanama, şişlik, kısa süreli ağrı, vb) olabilir.

Ancak bilinmelidir ki, doktorunuz size anjiyoplasti yapılmasını, anjiyoplasti yapılmadığında dar olan damarın size getireceği risklerin, anjiyoplasti riskinin çok üzerinde olduğu durumlarda önerecektir.

Hastane Sonrasi izlem

Balon veya stent uygulanan hastalarda, işlem sırasında kan sulandırıcı ilaç verildiğinden dolayı yatakta yatış süresi anjiyografiye göre bir kaç saat daha uzundur. Stent işleminden sonra doktor 3-6 ay süreyle kan sulandırıcıbir ilaç kullanılmasını (aspirin kullanıyorsanız ek olarak) isteyebilir. Balon işlemlerinden sonra, damarın durumunu kontrol etmek için doktor bir süre sonra (çoğunlukla 6 ay) kontrol amaçlı kroner anjiyografi önerilir.

Ne yazık ki, gerek koroner arter hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar, gerekse balon ve bypass, damar hastalığını ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısı ile dikkat edilmediğinde koroner damarın aynı bölgesinde veya farklı bölgelerinde yeni darlıklar ortaya çıkabilir veya hafif olan darlıklar daha da ilerleyerek ciddi darlık haline gelip, probleme yol açabilir.

Bundan dolayı hastaların risk faktörleri ile mücadele etmesi, ilaçlarını düzenli kullanması, problemlerin erken saptanması açısından doktorunun önerdiği zamanlarda ve bunun dışında şikayeti olduğu her zaman kontrollere gelmesi çok önemlidir. …diyorlar saygi değer uzmanlarimiz…(!)

Tibbi dünya dilinde kullanilan ( “Stent” bazi dillerde “Stents” olarak ) kelimesinin  nerden türedigi ?

„Stent“ Kelimesi  Tipp dünyasinda aynen kullanilmaktadir. 1856 yilinda Ingiliz Dr. Charles Stent (1807-1885) tarafindan farkli alanlarda kullanilmak icin icat edilmistir.

Cok basit bir örnekle:

Bir camasir makinesinin “emis ve atis” su borularini düsünelim. Ve bu borularin herhangi bir yerinde büzülme nedeniyle akim saglanamamaktadir. Boruyu atma sansimiz olmadigina göre; Borunun icersine örümcek agina benzeyen paslanmaz celikten imal edilmis bir baska boru yerlestirerek, borunun ic duvarini acik tutmak icin (yeniden büzülmemesi icin)verilen bir destekle besliyoruz , ve suyun yenide akim saglamasini sagliyoruz.

Iste bunada bir tür “Stent” diyebiliriz..!

Ancak agirlikli olarak Tipp dünyasinda „Stent“ denildigi zaman akla gelen kalp damarlarinin tedavisidir.

Ben bu tedaviyi gördüm, Kalbimde  3 adet Stent bulunmaktadir. Yasama sansimi ani (akut) gecirdigim kalp kirizini cabuk anlayip, 20 dakika sonra hastanede olmam ve Doktorumun büyük bir süratle olayi degerlendirebilmesi  „ kirize müteakip 95 dakika sonra kalp damarlarimin acilabilmesine bocluyum“!

Doktoruma tesekkür ettigimde bana ; kendinede tesekkür et dedi…hic zaman kaybi yapmadan kendisine ulasabilmemin esas kurtulus sansimin %90 ni oldugunu söyledi. Su an kalbimin % 10 nu nasirdir, yani ölüdür. Simdilik normal yasamimi südürüyorum, meslegime devam ediyorum. (!)

Lütfen Siz´ de böyle durumlarda zaman kaybetmeyin !!

…****

Bu yazinin derlenmesinda Sn. Uzman Ahmet Alpman `n bilgilerinden faydalanilmistir.

Sn. Ahmet Alpman  „HONcode“ HONcode sertifikasyon:


Online sağlık bilgilerinin kalitesini artırma vakfinin Sertifikali üyesidir. Vakfin amaci :

Sağlık Net Vakfı (HON) günü teşvik ve kılavuz faydalı ve güvenilir online sağlık bilgi dağıtım ve kendine uygun ve etkin kullanımı.1995 yılında düzenlendi, HON bir kâr amacı gütmeyen, sivil toplum örgütü, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Birleşmiş Milletler için akredite edilmiştir. On iki yıldır, HON vatandaşlar, bu etik standartlara saygı bilgi sağlık bilgi hükmün temel soru üzerine odaklanmıştır. Sağlık bilgi Net mevcut görülmemiş hacmi ile baş etmek için, HONcode kuralları yanıltıcı sağlık bilgileri vatandaşı korumak için bir çok standartlar paydaş uzlaşma sunuyor.

Derleyen : Mehmet Sungur

NOT:

Yaptığım araştırmalarda (yerli veya yabancı) farkı yapmadan ; kimin daha iyi ve anlaşılır bir dille , mümkün olduğu kadar yabancı kelime kullanmadan , bizleri aydınlatabileceğine öncelik vermeye özen gösterdim.

Sn. Ahmet Alpman çok az „Latince“ ve türkçesinide izah ederek  bizleri , bizim dilimizle aydınlatmasını ön pilana aldığını gördüm.!

Bilgisini bizlere „her vatandaşın“ anlıyabileceği dille anlatabilmesi, kendisinin  ve  Uzmanlığını  hak ettiği yüksek mertebede görülmesinden TC. Vatandaşı olarak gurur duyuyorum.

Kendisini kutluyorum ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Mehmet Sungur   10.03.2010

Bilgilerinden daha fazla faydalanmak isteyenlerin alttaki –LINK– (kısa yol bağlantısını) kullanarak daha fazla bilgi sahibi olabilirler.

www.ahmetalpman.com

30.05.2010

Mehmet Sungur