Neler görmüş bu Memleket
21/03/2011 1 Yorum

Bu gün yine eskilere takıldım, yaşım ile eş olan yakın tarihimize. Neler gördük şu güzel Anadolu muzda. Kimileri konuşamadığı için, kimileri “fazla” konuştuğu için prangalara vuruldu.
Şükür bu günümüze derken (?)… bize verilen imkanları bizden daha çok hak edenlere neden verilmemişti diye üzülürüm. Kolaymı öyle… insanı konuştuğu için Memleketinden kovmak.
Kolaymı öyle(?) … konuştuğun için kovulmak, uzaklaştırılmak doğduğun Vatanından diyarı gurbetlere savrulmak.
Bu acı veren geçmişimizi bir çok vatandaşımız ortaklaşa paylaşmışlardır, hepsi farklı duygularla bir yerlere bir şeyleri not etmişdir; bu acılı günleri paylaşanlardan biriside Edebiyatımızın güçlü kalemi Nazim Hikmet Ran dır.
Otobiyografi sini bir şiirle dile getiren büyük üstad Nazim Hikmet , kendisini ve trajik yaşamını nasıl anlattığını her okuduğumda kendimi bir büyük yoksulluklar diyarında hissederim.
Bu gün bu hissettiklerimi ve Nazim Hikmet , alttaki satırları yazarken neler hissettiklerini anlayabilmek için… insan kendisini bir an olsun onun oturduğu masada oturabilmeli, tutduğu kalemin mürekkebinin kokusunu hissetmelidir….
…buyurun !
Saygılar Sevgiler, her şey gönlünüzce olsun
Mehmet Sungur
——————–
Nazim Hikmet Otobiyografi
1902′de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşında Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin
hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir
otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag’dan Havana’ya
Lenin’i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924′te
961′de ziyaret ettim anıt kabri kitaplarıdır
partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim
951′de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52′de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü
sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın
içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana
başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim
bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21′den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falına baktırdığım oldu
yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye’mde Türkçemle yasak
kansere yakalanmadım daha
yakalanmam de şart değil
başbakan falan olacağım da yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir
(11.9.’61 – Doğu Berlin)








Son Yorumlar