Neler görmüş bu Memleket

Bu gün yine eskilere takıldım, yaşım ile eş olan  yakın tarihimize. Neler gördük şu güzel Anadolu muzda. Kimileri konuşamadığı için, kimileri “fazla” konuştuğu için prangalara vuruldu.

Şükür bu günümüze derken (?)… bize verilen imkanları bizden daha çok hak edenlere neden verilmemişti diye üzülürüm. Kolaymı öyle… insanı konuştuğu için Memleketinden kovmak.

Kolaymı öyle(?) … konuştuğun için kovulmak, uzaklaştırılmak doğduğun Vatanından diyarı gurbetlere savrulmak.

Bu acı veren geçmişimizi bir çok vatandaşımız ortaklaşa paylaşmışlardır, hepsi farklı duygularla bir yerlere bir şeyleri not etmişdir; bu acılı günleri paylaşanlardan biriside Edebiyatımızın güçlü kalemi Nazim Hikmet Ran dır.

Otobiyografi sini  bir şiirle dile getiren büyük üstad Nazim Hikmet , kendisini ve trajik yaşamını nasıl anlattığını her okuduğumda kendimi bir büyük yoksulluklar diyarında hissederim.

Bu gün bu hissettiklerimi ve Nazim Hikmet , alttaki satırları yazarken neler hissettiklerini anlayabilmek için… insan kendisini bir an olsun onun oturduğu masada oturabilmeli, tutduğu kalemin mürekkebinin kokusunu hissetmelidir….

…buyurun !

Saygılar Sevgiler, her şey gönlünüzce olsun

Mehmet Sungur

——————–

Nazim Hikmet Otobiyografi

1902′de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşında Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag’dan Havana’ya

Lenin’i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924′te
961′de ziyaret ettim anıt kabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951′de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52′de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21′den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falına baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye’mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam de şart değil
başbakan falan olacağım da yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir

(11.9.’61 – Doğu Berlin)

Unutulmayanlar… Ahmet Arif

Sevgililer gününü arkada bıraktık. Gelecek sevgililer gününe kadar kim bilir her birimiz neler neler yazmıyacağızki; o “kahrolası” sevgiler için. Bazen düşlerimizde, bazen çalışırken dize yaptıklarımızı kağıtlara aktarmakta acele edeceğiz. Sonra onları beğenmiyeceğiz, çöp kutusuna fırlatıp yeniden bir şeyler yazmaya başlıyacağız.

Ah o sevgi… ruhlarımızı her gün kemiren, dostu düşmanı olmayan o kahrolası sevmek yokmu!  … insan oğlu var olduğundan beri onun uğruna neler yazmadı ki.

Bazen dost dost diye bağırdı, bazen ah yarim, bazen de uğruna dağları deldi çölleri geçti; o kahrolası sevda uğruna neler yapmadı ki (?)

Kerem Aslı’sına Mecnun Leyla’sına kim bilir hangi duygularla yazmıştır; kim bilir hangi his ve hasret duygularıyla ; -Memleketim- şiirini yazmıştır Nazim Hikmet Ran. Neler hissetmiştir Nazim… Davet şiirini dize yaparken; kim bilir ?

Kim bilir ki o… Nazim Hikmet Ran, büyük üstat Anadolu sevdasını uzaklardan… çok uzaklardan dile getirdiği zaman;… ben onun yerinde olmak istemezdim, istemezdim.. çünkü o günleri düşünürken dahi soğuk ve ruhu olmayan bir zindanda kendimi hissediyorum.

Neler hissetmiştirki; Senin için Prangalar çürüttüm diyebilmiştir Ahmat Arif. Ben bu şiiri hep okuduğumda kendimi bu dünyalardan çok uzaklarda hissederim. Bana farklı duygular yaşatan bu şiiri Siz ler için buraya alıyorum ve Siz’leri Siz’lerle yalnız bırakıyorum.

Kalın sağlıcakla

Mehmet Sungur 15.02.2011 23:49:18

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana…
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni…
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini…

Yazar : AHMED ARİF

Ne Güzeldir Bayramlar

İnsan bir başka oluyor Bayramlar gelince. Duygular bir heyecan oluşturuyor; insan özlediklerini bir başka arıyor. Yollara bakıyor kime önce gidem diye. Yollara bakıyor kimler gelecek diye…. bir başka oluyor bayramlar. Saklı tuttuğumuz duygularımızın dizginlerini bırakıyoruz ve bazende hüzünle kaybettiklerimizi arıyoruz; onların yanımızda olmadığı bizleri üzüyor, gönüllerini alabilmek için neler neler yapmak istiyoruz; ancak bir Kabristan ziyaretinden başka birşey gelmiyor elimizden.

Ben çok iyi bilirim o duyguları. Anne özlemi bir başka oluyor… hele onu yıllar önce kaybetmiş iseniz; o zaman hasret yükü daha ağır oluyor.

Ümit ediyorum ve Allah’tan diliyorum, kimseler Annesiz kalmasın; Annelerin değerini sağ iken bilmek en güzel sevgidir, Anneler bir başka olur….. evet… bir başka olur Anneler diyorum !!!

Bu duygularımla bütün okuyucularıma en güzel Bayramları diliyorum !

Kurban bayramınız kutlu olsun…. bütün bayramlarınız mutlulukla dolu olsun.

Kalın sağlıcakla !

Hepinize saygılar ve sevgiler

Unutmayın : Ümitler bize en son veda edenlerdir…!

15 Kasım 2010

Mehmet Sungur

Ruhumda bir cehennem var !

Ruhumda bir cehennem var,ateşi ısıtmıyor

Mehmet SUNGUR

Hani o giderken bıraktığın korlar vardı ya (!)
Hala bıraktığın yerlerde
Hergün birkaç bardak su
Hergün birkaç bardak “yudum”
Farkında bile olmuyor döktüğümün

Sana söylemiştim ilk tanışdığımızda
Birgün gideceksen eğer , bu ateşi yakma
Yok demiştin , bana ümitler vermiştin
Ama sen yok derken biliyordun..!
…biliyordun , yalan söylemiştin (!)

Gel !

korkma gel !… al bıraktığın o korları
Senin olsunlar
Yaz günleri yüreğine koyarsın
Benim gibi
Seni de ısıtmazlar , korkma …
Seni de ısıtmazlar

Ruhumda bir cehennem var..ateşi ısıtmıyor..

…ateşi ısıtmıyor.

Mehmet Sungur
20.02.2001
23:36

Sessizce……Sensizce…

…işte…o şarkı

mehmet SUNGUR

Bir şarkı mırıldanıyorum…

Sessizce……

Sensizce…

Seni düşündükçe.

Sahilde beraber söylediğimiz,

çılgınca haykırarak…

martı’ların eşliğinde…söylediğimiz o şarkı.

Bizim şarkımız…

Rüzgarlar saçlarını okşarken…

Ellerimiz kilitlediğinde

Uzaklardan el sallayan

Gemi yolcularını kıskandırirken beraber söylediğimiz

…işte…o şarkı

hatırlıyormusun ???

kulağına eğilerek mırıldanırdım..

senden başka kimse duymasın diye..

işte o şarkı…

o şarkımı sana yazdım

onu yalnızca sen duymalıydın

hüzünü olmayan bir mutluluk şarkısıydı o

senin için yazmıştım o şarkıyı

gözlerine bakarken yazmıştım

ellerini tutarken…bestelemiştim…

dudağına dokunup

yanağından öperken yazmıştım o şarkıyı

….işte o şarkı

şimdi onu mırıldanıyorum

ince ince..kimseler duymadan..dört duvar arasında

şu karanlık dünyamda.

Güneş bile korkuyor girmeye

Belkide saygı duyuyor hatıralarına

………..bıraktığın yoksuzluğa

sen benim batmayan güneşimdin..

………….güneşimsin sonsuzluğa kadar

mırıldanıyorum o şarkıyı değdiğin dudaklarımla

izdirabı sonsuz

mutluluğu arsız

…..işte bitmeyen bir nakaret….işte….o…şarkı

bizim şarkımız….bizim şarkımız… işte o şarkı…o ………….(!)

Mehmet Sungur            13.05.2010

Bu yürek Seni unuturmu….!

Bütün  ANNELER  için

Bu yürek Seni unuturmu….!

mehmet SUNGUR

Nasıl unutsun Seni bu yürek ?

Bıraktığın korlar hala yanıyor

..öyle vedalaşmadan gittin ?..gitmeliydin..

biliyorum.. gitmeliydin…

biliyorum ..biliyorum..bili….m !

mavı gözlüm, sarı saçlım…

mayısta yayla rüzgarlarını koklayan, yukarı dağlara bakan…

biraktığın korlar hala yanıyor….!

sönmedi, sönmiyecek..sana gelene kadar..

..benim … mavı gözlüm, sarı saçlım…

ben sussam…yürek razı değil

razı değil bu yürek susmaya

isyan ediyor geceleri..

bazen sabahlara kadar

bana bir resmin kaldı.. o eskiyen nufusundan

kokluyorum,

..senin kokuların yok onda… genede yetiyor bana..?

ben azınada razıyım …çünkü çok nedir bilmedimki

mavı gözlüm, sarı saçlım…

baharı görmeden, yaylaya gitmeden

soğuk sulardan içmeden…beni bakıp büyütmeden

..niye gittin ?

gitmelimiydin ???? ..gitmelimiydin… yüreğim benim ??? gitm…….din ?

mayısın onbeşiydi…sene elliikiydi,

bir Perşembe günüydü… bahardı…

ruhu olmayan bir bahardı

…ama biz beraber sönmüştük

üşüyordum..hala üşüyorum

mayıs ayı gelince; sevmiyorum mayıs ayını….sevmiyorum

nasıl sevemki ? ..seni benden aldı…kopardı, dünyamı sarstı…sarstı dünyamı (!)

…söyle !

Nasıl unutsun Seni bu yürek

Bıraktığın korlar hala yanıyor……

Daha kırkında bile değildin

Bense beşimi doldurmuştum

Susmak istiyorum ama…

Yürek isyan ediyor

….isyan ediyor bu yürek….yokluğuna !

ben sussamda …ben sussamda….ben …suss…..da….sussa…..

yürek isyan ediyor ! yürek  …..is…….n

isyan ediyor bu yürek….yokluğuna. Rahat uyu mezarında….canım anam ……!

Mehmet Sungur            03.05.2010