HAYATTA EN ZOR OLAN, KIRILAN KALBİN TAMİRİDİR.

Geçenlerde facebook sayfalarından birinde Ayla Yıldız hanımın duvarında şu cümleyi okudum.

”Kalp kırmaya tek bir söz yeter,ama kırılan kalbi tamir etmeye ne bir özür,ne de bir ömür yeter.”

Ayla hanımın duvarında okuduğum bu cümle, beni önce suskunluğa düşürdü. Arkasından düşünmeye başladım. Düşündüm ki; ne zaman ve nerede, kimin kalbini kırmışımdır. Kırdığım bir kalb var ise…tamiri için neler yapmışım. Yani blanço gibi bir düşüncenin derinliklerine daldım. Sonuç olarak vardığım neticeyi sizlerle paylaşmak istiyorum bu gün.

Yaşamım boyunca; davranışlarıma,sözlerime,sosyal ilişkilerime her zaman dikkat eyledim. İnsanları kırmamayı,kırılsam da; asla kırmamayı ilke edindim. Bazen bilmeyerek de olsa birilerini kırdıysam ve o kırdığım insan bunu bana hatırlatırsa, vicdan azabı bana zaten yeter.O insanı tekrar kazanabilmek için şartlar ne kadar zor olsa da yine de denemeyi göze alırım.Bunu büyük bir ustalıkla yapamazsam da…en azından bir çirak gibi denemekten kaçınmam.

Bir kalbi kırmak kadar kötü bir şey olamaz. Kalb, duygularımızın, düşünce ve kişiliğimizin odağı olan, insanı insan yapan beynimizin halk dilindeki odak noktasıdır. Sevginin pinar olarak aktığı, duygularımıza ev sahipliği yapan bu hassas yapıyı yıkmak, kişinin benliğini yıkmaktan başka bir şey değildir.

Ülkemiz son yıllarda zor bir dönemden geçmektedir. Bir çok maddi olanaklar eskisiyle kıyaslanamayacak kadar iyi olmasına rağmen, insanlarımız şükür etmesini unutmuş gibi bir tablo sergiliyor. Bundan daha kötü olanı ise, geçmişteki olmazsa olmaz olan değerlerimiz erozyana uğramış gibi her gün biraz daha „toprağından“ kaybedişidir. Altmışlı yılların sonlarında Avrupa’da gençliğin baş kaldırısıyla başlayan bu kültür ve değer erozyonu günümüzde eski rağbetini kaybetmiş olsada, etkinliği devam etmektedir. Biz ve bizim gibi gelişmekte olan ülkeler, batı kültürünün etki alanında bulunmaktayız. Bunun çok değişik sebepleri mevcuttur. Yaşadığımız teknolojinin sunduğu medyasal etki bunların ilk sıralarındadır. Ayrıca sosyal paylaşım Siteleri kültürümüzü negatif olarak etilemekte olduğuna her gün şahit olmaktayız. Gençlerimiz Türkçe’yi düzgün yazmaktan çok uzak bir öğrenim almışlar. İnsanlara hitap türleri kabul edilemeyecek kadar kaba. Bir çok yazıları okuduğumda utanç duyuyorum. Küfürlü yazılar, hakaretler ve sövmeler artık normal olarak kabul ediliyor gençler arasında. İşin zor tarafı ise; bunları uyarmaya da çekiniyor insan. Çünkü nasıl bir reaksiyon ile karşılaşacağının hesabını yapmak mümkün değil. Alt yapısı yeterli olmayan bir eğitimin kulandğımız teknolojinin yan etkilerini görmemizi engellemektedir.

Değişen bu kültür anlayışı insana verilecek değer ölçülerinin çitasını sürekli aşağıya çekmektedir. İnsanın en değerli yaratık olduğunu unutur gibi oluyoruz ve bununla beraber yüce Allah’ın yarattığı kalbi kırabiliyoruz.

Peygamber efendimiz şöyle buyurmuş: Bir kalbi kırmak, kabeyi 70 defa yıkmaktan daha fenadır.

Günümüzün insanı daha gerçekçi, (soğuk) sosyal ilişkiler hep karşılıklı çıkarlar ile donanımlı. Kalp kırılmış, kırılmamış, dostluklar bitmiş, bitmemiş önemli görülmüyor artık. Önemli olan o günü kâr ile kapatabilmek.Dostum bana küsmüş,küserse küssün,onun bileceği bir iş ”mantığı“ hakim günümüzün insanlarında.
Bence en güzeli geçmişte olan ve bir çok gayret ile kazanılan dostluk değerlerine sahip çıkmak. Bir birimize daha saygılı,daha hoşgörülü yaklaşabilmek,hepsinden önemlisi kişilere karşı içimizdeki o kör olası “önyargıyı” yok edebilmek.Toplumsal barışı ve huzuru istiyorsak bunlar çok önemli unsurlardır.

Bir kalbi kırmak, senelerce ibâdet ve zikir sevabının hepsini alıp götürür. İslâmiyet öyle bir dindir ki, kâfirin dahi kalbini kırmayı yasaklamıştır.

Saygı ve sevgilerimle…

Siz ne dersiniz ?

Mehmet SUNGUR

Hiç görmediğiniz bir insanla dostluk kurabilirmisiniz ?

Biraz garip bir soru … diye düşünenler olacaktır. Hiçde garip değil diye düşünüyorum ; Siz ne dersiniz ?

Eskilerde Komşu ziyaretleri çok önemli idi; akşamları bir araya gelerek sohbetler yapılırdı, çay sohbetleri uzun olurdu , geç saatlere kadar sürer giderdi.

Gençler kendi aralarında oyunlar oynar, bazen toplu olarak türküler söylerlerdi. Ne oldu ? bu kadar güzel sohbetler öyle azaldıki , artık kimseler bu gibi sohbetlerden bahsetmiyor bile .

Tabii bu gibi toplantıların vesilesiyle insanlar birbirlerini yakından tanıma fırsatı bulabiliyordu, karşılıklı sevgiler ve saygılar oluşuyordu.

Şimdilerde böyle ortamlar çok azaldı… belkide birçok yörelerimizde tamamen kayboldu.

İnternet dediğimiz bugünkü iletişim ağı bizlere oturduğumuz odadan dişarı çıkmadanda dostluklar kurabilme imkanlarını sağlıyor. Ne kadar iyi bilemem ama… tabii internetin birçok faydaları olduğu inkar edilemez . Bilinçli kullanabilmek doğrultusunda.

İşte benim sorduğum soruda burada başlıyor .

Hayatınızda hiç görmediğiniz bir kişiyle dostluk kurabilirmisiniz ? Yoksa… nasıl olsa yüzünü görmüyorum ; istediğim an ilişkimi keserim düşüncesi dahamı ağırlıklı oluyor.

Veyahutta… kesinlikle internette herhangi bir dostluk söz konusu olamaz diye düşünenlerdenmisiniz…?

İnternetdeki tüm insanlara karşı ön yargılı olmak esas prensiplerinizdenmidir ?

Nasılki , eskilerde olduğu gibi… Hadi komşuya gidelim dercesine… elinizin altındaki bir iki tuşla Site ziyaretleri yaparken “komşuya uğramak istiyorum” diye düşünüyormusunuz ? ve orada bir Makale veya bir şiir okuyunca; komşuda içtiğiniz bir bardak çayın tadını alır gibi oluyormusunuz ?

Yazılarını okuduğunuz İnsanların , yazdıkları yazılardan o İnsan hakkında bir fikir üretiyormusunuz ? … şiirlerini okuduğunuzda o kişinin dünyasına bakabiliyormusunuz ? onun Ruhunu anlıyabiliyormusunuz… veya anlamak istiyormusunuz ?

Eskilerde Mektup dostlukları vardı , hiç birbirini görmiyen İnsanlar karşılıklı Mektuplar yazar, dostluklar oluştururlardı… öylesi dahamı iyi idi ?

Veya internette sadece “anoniym” olarak kalmayımı tercih ediyorsunuz ? Okuduğunuz yazılara yorum yazmak yerine.. sadece seyirci kalmayı tercih edenlerdenmisiniz ?

Ben kendi düşüncemi söylemek istersem, şöyle tarif edebilirim:

Özel blogcu Sitelerin dışında olan Sitelere çok dikkatlı olarak yanaşırım, hele ticari amaçlı olan Sitelere uğramayı hiç istemem.

Blog yazarların Sitelerini ziyaret etmekten korkmam, ve orada yazılan yorumlar benim için çok ilginçtirler; orada Profesyonelce yazılmaz, herkes doğal düşündüğünü yazmayı tercih eder. Hatta yorum birakmayı “sanki bir görevdir” gibi düşünürüm.

Yazarlar hakkında fikir üretmeye çalışırım.

Şiir yazan blogcuları daha farklı algılarım ; çünkü şiir yazan İnsanlar Ruhlarından birşeyler vermeden şiir yazamazlar, onların dünyası farklıdır. Bende onları farklı değerledirmeyi tercih ederim. Onları anlamayı, onların duygularını hissetmeyi, yazdıklarında hangi dünyada olduklarını merak ederim. Herzaman olmasada çok zaman doğru tesbit edebildiğimi söyliyebilirim.

Sonuç olarak diyebilirimki ; internet üzerinden kurulan dostluklar gerçek dostluklar kadar sağlam olmaktan çok uzaktadırlar.

Akşamdan dostca biraktığınız “dostunuzun” sabahleyin e-postanızda bulduğunuz bir iletisi dünyanızı sarsabilir. Çünkü bir an kendinizi bir başka “filmde” bulursunuz. Birşey sorma şansınızda kalmamıştır. Yazdığınız iletiye cevap dahi alamazsınız… ve dersiniz kendi kendinize… bu nasıl bir dünya ? ve ceabınızıda kendiniz verirsiniz ; Eh ne yapalım….

Bu bir “SANAL DÜNYA” olur böyle şeyler sanal dünyada.

Fakat insanlara olan güveniniz bir daha sarsılır.

Sanal dünya yoktur…. Sahte dünya vardır ; sahte insanlar vardır , tıpkı bu dünyada olduğu gibi.

İnsan bu Dünyada nasılsa , İnternet dünyasındada aynı insan olmalıdır diye düşünüyorum.

Siz ne dersiniz ???

Mehmet Sungur            08/06/2010

Mevlana olmak zormu ?

Mevlana olmak zormu ?

Mehmet SUNGUR

Yıllardır hep sorarım kendime ; Mevlana olmak zormudur ? Tabiiki zordur diye cevaplar geçerdim. Bugün öyle olmadı.

Sabahleyin kalktığımda yine aklıma geldi “mevlana olmak zormu” ?. Yoook; hiçte  zor değildir diye bir cevap geldi içimden..ve devam ederek anlatmaya başladı.

Gel, ne olursan ol, yine gel.! Demişti Mevlana.

Yüzyıllardan beri bu cümleyi dilimizden düşürmeyiz, ancak tatbikine gelince biraz zorlanırız. Başka inancı olanları “kafir” olarak varsayarız. Meyhaneye arasıra uğrayanları, dinden çıktılar diye vasıflandırırız.

O büyük insan “Gel, ne olursan ol,” dediği zaman sadece insanı insan olarak düşünmek istemişti. Ayırım yapmadan…hiçbir ayırım yapmadan; dil,din, ırk ayırımı yapmadan söylemişti.

Birçok değerlerimizi korumakta başarılı olamıyoruz. Doğduğumuzda sadece insan olarak doğduğumuzu bazen unuturuz.

Eskilerde, bir yaşlı kimseyi gördüğümüzde ona saygı duyardık, otobüste kalkar yerimizi ona vermeyi bir özellik olarak algılardık.

Yorgun bir komşumuzun yorulduğunu anlamakta zorluk çekmezdik, yardımcı olmayı bir görev addederdik.

Ne oldu ? Neden bu kadar önemli değerlerimizi kaybettiğimizi görüp anlıyamıyoruz ? Hangi hırs bizim kalbimizdeki o değerleri azalttı ?

Kahvelerimiz hiç boş kalmaz. Sandalye bulamazsınız  girdiğinizde; dedikodunun her türlüsü mevcuttur. Konulara gelince içeriği tamamen boş olup, orda olmayanların hakkında hüküm vermektir.

Kimin ne kadar parası, hangi marka arabası, kaç dairesi vb. … tabiiki hiçbirini dışlamak istemem. Oldukları gibi gelsinler. Ama onlarda diğer insanları oldukları gibi kabullensinler.

Kimseyi ınancı, politik görüşü, ayrı dil konuştuğu için yargılamasınlar.

Karısını arasıra dövmiyenlerle “sen kılıbıksın” diye dalga geçmesinler.

Evin ihtiyacı olan parayı kumara vermesinler. Sosyal yardım almanın ayıp olmadığını…ancak sosyal dairelere yalan bilgi vermenin yalnış olduğunu bilsinler.

Eğer Mevlana’ın çağrısını anlıyabilirsek ? insan olduğumuzu unutmayız. O zaman hepimiz birer “Mevlana” olabiliriz… günümüzde biraz zor olsa bile (?)

Kadın hakk nurudur, sadece sevgili değil….

Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değildir.

Mevlana / Mesnevi I

Kalın Sağlıcakla

Mehmet Sungur        27/05/2010

Sessizce……Sensizce…

…işte…o şarkı

mehmet SUNGUR

Bir şarkı mırıldanıyorum…

Sessizce……

Sensizce…

Seni düşündükçe.

Sahilde beraber söylediğimiz,

çılgınca haykırarak…

martı’ların eşliğinde…söylediğimiz o şarkı.

Bizim şarkımız…

Rüzgarlar saçlarını okşarken…

Ellerimiz kilitlediğinde

Uzaklardan el sallayan

Gemi yolcularını kıskandırirken beraber söylediğimiz

…işte…o şarkı

hatırlıyormusun ???

kulağına eğilerek mırıldanırdım..

senden başka kimse duymasın diye..

işte o şarkı…

o şarkımı sana yazdım

onu yalnızca sen duymalıydın

hüzünü olmayan bir mutluluk şarkısıydı o

senin için yazmıştım o şarkıyı

gözlerine bakarken yazmıştım

ellerini tutarken…bestelemiştim…

dudağına dokunup

yanağından öperken yazmıştım o şarkıyı

….işte o şarkı

şimdi onu mırıldanıyorum

ince ince..kimseler duymadan..dört duvar arasında

şu karanlık dünyamda.

Güneş bile korkuyor girmeye

Belkide saygı duyuyor hatıralarına

………..bıraktığın yoksuzluğa

sen benim batmayan güneşimdin..

………….güneşimsin sonsuzluğa kadar

mırıldanıyorum o şarkıyı değdiğin dudaklarımla

izdirabı sonsuz

mutluluğu arsız

…..işte bitmeyen bir nakaret….işte….o…şarkı

bizim şarkımız….bizim şarkımız… işte o şarkı…o ………….(!)

Mehmet Sungur            13.05.2010

Benim Dünyam

Bazen çekilirim benim dünyama

Mehmet SUNGUR

I

bazen çekilirim benim dünyama

yalnız bana… benim olan kendi dünyama

orda bulurum bu dünyada olmayanları

yalnızlığı sessizliği

karanlık gecelerin ıssızlığını

II

orda bakarım gökyüzündeki yıldızlara

…bakarım onlarında yalnızlıklarına

her biri bir kenarda kendi dünyasında

sonsuz boşluklarda yalnız başına

III

her birinin ruhunda yanardağlar vardı

şimdi sönmüşler kuru küller gibi

mırıldanırlar eski şarkıları

ruhumda inleyen nağmeler gibi

IV

bazen çekilirim benim dünyama

orda sahte yüzlüler yoktur

yoktur orda sahte dostlar

kimse yalan söylemez bana orda

gülmezler yalandan yüzüme

günahımı sevabımı söylerler

V

bazen çekilirim kendi dünyama

seyrederim ordan burdaki dostlarımı

kimi yalancı..kimi sahtekar

kimi aciz kalmış… sözde lütufkar

hiç dönmek istemem bu dünyaya

ne varki burda yalandan başka

VI

dökeriz iltifatları çay sohbetlerinde

bazen hüsrana boğarız dostlarımızı

bin yalan söyleriz dil kırılmadan

sevgi sözleri…saygı sözleri

VII

bazen çekilirim kendi dünyama

orda bulurum gerçek dostlarımı

hiç dönmek istemem geriye

orda kalmak isterim…

orda …yalanı olmayan…sahte dostları bulunmayan

boşluklarda enginlere ışık tutan

yıldızlar gibi

VIII

sayarım ışığı sönmüş..ruhu boşalmış

engin boşluklarda dost bekler gibi

bir nesne rengini bana yansıtan

gel sende diye seslenir gibi

…seslenen yıldızların yalnızlığında

IX

ruhlarındaki korlar sönmüş

kıvılcımlar yok olmuş ruhlarında

soğumuşlar ..boşalmışlar onlarda

…kendi dünyalarında

X

bazen çekilirim benim dünyama

orda bulurum gerçek dostlarımı

yalansız dolansız

sahte olmayan dostlarımı

kimse yalan söylemez

yalan söylemez orda kimse

çikar uğruna

XI

orda gülücükler yalan değildir

merhabaların içi doludur

orda yoktur sahte elbiseler

yoktur orda sahte kıyafetler

XII

orda giyer kuşanırlar yakışanları

giymezler süslü

sürmezler püslü

sahte maskeleri yoktur

öz ‘dürler öz’leriyle

aynen oldukları gibi

XIII

bazen çekilirim benim dünyama

seyrederim bu dünyayı kendi dünyamdan

karanlıklarda yalnız olan

ruhları kül olmuş yıldızlar gibi

XIV

….bazen dönmek istemem geri

ne varmışki burda yalandan başka

Mehmet Sungur

10.04.2010

Duymak..işitmek değildir

Mehmet SUNGUR

Duymak işitmek değildir

Hissetmektir duymak

Duymak bir başka “sesdir”

Bir nağmedir gönüllerde

Sesin çok güzel Canım , bir boş iltifattır….

…eğer onu duymadıysan ?

.

İşitmek yeterli değildir

Hissetmedikten sonra

Sormayın sevdiklerinize

Beni işittinmi ? …

Beni duydunmu diye nağmeler yakın..

…yakın nağmenizi duyarcasına

.

Duymak işitmek değildir

Hissetmektir duymak

Duymak işittiğini duyabilmektir

Ruhunda nağmelerle

Kalbinde sevgilerle

Duyabilmektir…duymak

.

…annenin sesini duymak bir başkadır…

su gibi hava gibi bir yaşam kaynağıdır

sever koklar seni.. bazende döğer..?

üzsede….

dövsede……

arkandan gözyaşı döker

.

Bacın ağlar.. mendil arar cebinde

Dökülür gözyaşı inceden ince

….nerde kaldın “kafir” hani nerdeydin…?

niye beklettin yolunu… ? sitem ‘ cesine

kilitler göğsüne …ölürcesine

ve …seni hisseder delicesine.

.

Duymak işitmek değıldir

Duymak hissetmektir delicesine

.

Mehmet Sungur

03.04.2010 23:51

Sakla Bu Nasihatı !

Mehmet SUNGUR

Sakla bu Nasihatı;birgün lazim olur diye !

Bir huyum vardır

Hiç bir şeyi atamam

Ben beynimin kullanım kılavuzunu atamadım, atamam…

Çiçeklerimi kurutup kitaplarımın arasına koyarım

Belki bir gün yeniden koklarım diye

Ben boşalan Şişelerimi atamam,

bir kaçınıda buzdolabına koyarım

bazen Dost sofralarında

önlerinin boş kalmasını istemeyen dostlar için

,,,dedim ya…

Bir gün lazim olur diye

Ben biten dostluklarımıda atamam

…bir gün birilerine

doğum günlerinde armağan veririm diye

Ben eskiyen çoraplarımı atamam

Onları özellikle saklarım

Belki bir gün eski kokularını özlerim diye

Ben dostlarımın……

„dost hançerlerini atamam“

“Çiçek” gibi temizlerim saklarım

Bazılarını  duvara çivilerim

Eskiyen resimleri asabilirim diye

Bazılarını kapının üst kirişine asarım

Her girdiğimde yeniden “dokunsunlar” diye

Ben kırk defteri bir okurum

Sonra onları,

…güzel güzel saklarım

belki bir gün yeniden okurum diye

Ben modası geçmiş eski “Çiçek” vazolarımı

….kırık eski pilaklarımı

dedemden kalma kahve fincanlarını……..atamam

Atamam yavuklumun bana verdiği bir tutam saçlarını

….gurbete gidiyorsun demişti

al  bağrı   yanığım   demişti , gurbetler  uzak  olur,

uzak olur,,,

buraların rüzgaları oralara gelmez

….gelmez özlediğin kokular sana

al ! koy demişti ….koynuna, sakla demişti yüreğinin üzerinde

Bir gün lazim olur diye

Atamam Anamın eski yazmasını

Babamdan kalan mavi renkli gömleğini

Ben geçmişimi atamam

Geleceğimide

Bir gün lazim olur diye

Ben Kitaplarımı telefon rehberimde saklarım

Alfabetik düzeniyle

Sevdiklerimi her gün okurum

Bazılarını ayda yılda bir hatırlarım

“Z” harfinde topladıklarımı hiç okumak istemem

….üzerlerine notlar koyarım

kimisine; okudum anlamadım, bilmemki ne …der

kimisine; dikkat ! ahlaksız telafuzlar ihtiva eder

kimisine; bizim dünyadan değildir, başka diyarda seyreder…

..gibi notlar düşerim.

Bazılarının üzerine kalın harflerle sadece….

“Z” harfini koyarım , ama “Zonguldak gibi değil“

”Zıbıdı” gibi

…ne olursa olsun, bir türlü atamam.

Bir gün lazim olur diye

Ben….

Altı delik pabuçlarımı

Teresinde ter birikmiş şapkamı

İlikleri parçalanmış hırkamı….atamam

Hep onları yenilerinin yanına koyarım

Bir gün lazim olur diye

Aynaya baktığımda küçük burnumun,

Kıravat takdığımda terli atkımın,

Soğuktan buz tutmuş kulaklarımın,

„resimlerini elimde tutarım“

Bir gün lazim olur diye

Ben komşumu kıramam

Köyün öğretmeniyle dalaşamam

İmamında arkasından konuşmam

Bir gün lazim olur diye

Kanun-Ferman yapan Muhtarın

….Mühüründe gözüm yoktur

Encümen azalığınıda istemem

…yavukluma,

çeşme taşına yazdığım,

…seni seviyorum….  nağmemi silseler bile

ben onlarada kızamam

Bir gün lazim olur diye

….kendimide atamam

belki bir gün biryerlerde

birilerine lazım olur diye

Ben bu yazıyıda atamam

Doğduğumda „beşiğime“ koymuştular

İmza filanda yoktu altında

Sadece yazmıştılar

1947

……..iyiki atmamışım

……bir gün lazım olur diye.

Mehmet Sungur

26.02.2010

Dostluk

Mehmet SUNGUR

Dostluk

Orda, dışarda soğuktur… gel , içeri gel !

Yorgunsan burda, yanımda dinlen

Harcama o sicaklığını, son ıhtiyatını

…sakla onu

bil artık dostum !

Sen benim her zaman misafirimsin.

Orda dişarda yalnızsın … gel , içeri gel !

Derdinmi var ?

Anlat bana

Söyle, söyle içindekileri bana

…istersen, istiyorsan ?

kal bemimle …burda, burada (?)

kararını kendin ver…o senin kararın olsun

Orda dişarda yalnızsın … gel , içeri gel

Gelmezsen içeri ben gelirim sana

…senin dünyana

Sana ışıklar , sicaklıklar getiririm

Hissetmeyiz  yalnızlığı beraber olunca

Gideriz beraber senin dünyana

Senin mutlu olduğun diyarlara

Gezeriz o yerleri, o hasret duyduğun köyleri

…çocuklar gibi oynarız, güleriz…dans ederiz

ve dostluğumuzu hissederiz

…hissederiz dostluğumuzu

Orda…dişarda soğuktur…gel, içeri gel (!)

Mehmet Sungur